Konuşmak

Dil Nedir?

Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan araçtır. İnsanların duygu, düşünce ve dileklerini anlatmak için kullandıkları her türlü işaretlere ve özellikle ses işaretlerinin hepsine birden dil denir.

Dilin de bütün diğer varlıklar gibi yaşama yasaları, belirleyici özellikleri ve koşulları vardır. Bunları şöylece sıralayabiliriz.

Dil Canlı Bir Varlıktır.

Dil canlı bir araçtır. Dillerdeki değişme ve gelişmeler, onların canlılığının göstergesidir. Tıpkı canlı varlıklarda olduğu gibi doğarlar, gelişirler ve ölürler, eski kurallar değişir, yerlerini yeniler alır.
Ulusların yapısındaki değişiklikler, sosyolojik değişmeler, bilim, fen ve teknolojik gelişmeler, duygu ve düşüncelerdeki yeni belirlemeler, dilin ve kurallarının değişmesi için birer etken olarak düşünülebilir. Bu gerçeği somut olarak, en canlı şekliyle Türkçemizde görebiliriz. Bir zamanlar herkesin kullandığı “mektep”, “muallim”, “muhacir”, “mütekait” gibi sözcükler bu dış etkenlerin sonucu olarak “okul”, “öğretmen”, “göçmen”, “emekli” biçiminde kullanılmaktadır. Eskiler hemen hemen hiç kullanılmamaktadır. Unutulup gitmişlerdir.
Sözcüklerin yanı sıra, sözcük türetmeye yarayan ekler de değişmektedir. Bu değişiklik ekin işlerlik derecesini artırmak için yapılır. Sözgelimi eskiden çoğul eki olarak “-an, -at” eklerini alalım. Bu ekleri çoğul yapmak için her sözcüğün sonuna getirmek mümkün değilken, günümüzde “lar, ler” çoğul ekleri her sözcüğün sonuna getirilerek eke işlerlik kazandırılmıştır.

Dil Sosyal Bir Varlıktır.

Dille toplum arasında sıkı bir bağ vardır. Bu yüzden dile çoğu zaman “toplumsal bir kurum” deriz. Toplum hayatındaki değişmeler ve gelişmeler etkisini dilde gösterir. Sözgelimi Türk dili, uzun yıllar Doğu uygarlığının etkisiyle Arapça ve Farsça sözcüklerin baskısına uğramıştır. Bunun nedeni, Türk toplumunun o uygarlıkla ilgili kavramları, yine o toplumun sözcükleriyle karşılamak istemesidir. Tanzimat’la birlikte Batı uygarlığına yönelmemiz dilimizde bir değişmeyi ve sadeleşmeyi zorunlu kılmıştır. Çünkü Batı uygarlığının kavramlarını karşılayacak yeni sözcükler gerekmiştir dilimize. Ancak Doğu uygarlığından, Batı uygarlığına geçiş sürecinde bunda pek başarılı olunamamıştır. Bu gelişme ve değişme Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması dönemine rastlar. Sosyal kurumlar, Batı uygarlığı ölçülerine göre yenileşmeye, değişmeye uğrayınca, dilde de buna paralel olarak “devrim” dediğimiz atılımlar gerçekleştirilmiştir. “Dil devrimi” bunlardan bir tanesidir. Böylece dilimiz yabancı dillerin boyunduruğundan ve baskısından kurtarılmaya çalışılmış, artık tamamıyla yerli ve kendine yeter olan bir dilin temelleri atılmıştır.

Bu gelişmeler de gösteriyor ki dil, toplum hayatıyla yakından ilgili ve ondan ayrı düşünülemeyen ve kendine özgü kuralları bulunan bir kurumdur. Toplumun düşünce yapısı dilde büyük değişikliklere ve gelişmelere yok açmaktadır.

Dil Ulusaldır.

Dil, bir ulusun bireylerini birbirine bağlayan en önemli etkendir. Bir topluma ulus olma niteliğini kazandıran temel dayanaklardan bir tanesidir. Bağımsız bir dile sahip olmayan uluslar, öz benliklerini koruyamazlar ve bireylerini aynı duygu ve düşünceler etrafında toplayamazlar. Bu bakımdan dil, sosyal olduğu kadar ulusal bir kurumdur. Bu yönüyle de ayrı bir özellik taşır.

Dil, bir ulusun tarihsel süreç içindeki en canlı tanığıdır.

Dil, sosyolojik bir olgu olarak, bir ulusu ulus yapan faktörlerin en başında gelir. Bu da o ulusun, tarih sahnesine çıktığı andan itibaren oluşan kültürel, tarihsel, sosyal… birikimini sonraki kuşaklara aktarması demektir. Bu birikim, yaşanmışlıkların en canlı tanığının dil olduğunu gösterir.

Bir Cevap Yazın

− 1 = 8